Başlangıç Tarihi :
Bitiş Tarihi :
    
Muhterem Müslümanlar! Okuduğum ayet-i kerimede Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor: “Muhakkak ki müminler kurtuluşa ermişlerdir. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler. Faydasız söz ve davranışlardan da uzak dururlar.” Okuduğum hadis-i şerifte Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Faydasız işleri terk etmesi, bir kişinin iyi Müslüman olduğunu gösterir.”
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Hicretin onuncu yılıydı. Resûl-i Ekrem (s.a.s) ve güzide ashabı hac ibadeti için şehirlerin anası Mekke’de buluşmuşlardı. Haccın rükünlerinden Arafat Vakfesi’ne durmuşlardı. Allah Resûlü (s.a.s) bu mukaddes mekânda on binlerce mümine hitaben yaptığı ve tüm insanlığa önemli mesajlar verdiği Veda Hutbesi’ne şu sözlerle başladı: “Ey insanlar! Bu Zilhicce ayınız, bu Mekke şehriniz, bu gününüz nasıl mukaddes ise kanlarınız, mallarınız, ırzlarınız, şeref ve namusunuz da aynı şekilde mukaddestir.” Sevgili Peygamberimiz, bu uyarısından sonra sözlerine şöyle devam etti: “Dikkat edin, size mümini tanıtıyorum: O, insanların canı ve malı hususunda güvendiği kişidir. Müslüman ise elinden ve dilinden insanlara zarar gelmeyendir.”
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! İslâm nurunun Mekke topraklarını aydınlatmaya başladığı günlerdi. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), Kabe’nin yanındaki Safâ tepesine çıktı ve Mekkelilere şöyle seslendi: “‘Şu vadinin arkasında size saldırmak üzere bekleyen bir ordu var.’ desem bana inanır mısınız?” Mekkeliler hep bir ağızdan, “Evet, inanırız. Zira biz senin yalan söylediğini hiç işitmedik.” dediler. Bunun üzerine Rahmet Elçisi (s.a.s), “Ben sizi elîm bir azaba karşı uyarıyorum.” buyurdu. Ve Mekkeliler nezdinde bütün insanlığı İslam’a ve ebedi kurtuluşa davet etti.
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Yüce Rabbimiz, bizlere sayamayacağımız kadar bol ve güzel nimetler verdi. Ancak, bu nimetler içinde öyle bir nimet var ki hepsinden daha değerli ve daha önemlidir. İşte bu büyük nimet, imandır. Zira insan, imanla yücelir. Kalpler, imanla huzur bulur. Vicdanlar, imanla berraklaşır. Akıllar, imanla durulur. Kabirler, imanla aydınlanır. Mahşer, imanla feraha erer. Sırattan imanla geçilir. Cennete imanla girilir.
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Mekke’nin fethedildiği gündü. Hasret sonra ermiş, Sevgili Peygamberimiz (s.a.s) ve güzide ashabı yıllar sonra Mekke’ye kavuşmuşlardı. Müminler sevinçle birbirine sarılıyor, böyle bir ânı lütfettiği için Cenâb-ı Allah’a şükrediyorlardı. Peygamberimizin vefakâr arkadaşı Hz. Ebûbekir ise şehre girer girmez doğruca babası Ebû Kuhâfe’nin yanına koşmuştu. Can-ı gönülden İslam’ı kabul etmesini arzuladığı babasını çabucak Resûlüllah’ın huzuruna getirdi. Allah Resûlü (s.a.s), saçı sakalı ağarmış, gözleri görmeyen ihtiyar adamı karşısında görünce büyük bir tevazu ile hicret arkadaşına şöyle dedi: “Yaşlı baban evinde kalsaydı da ben ona gitseydim olmaz mıydı?”
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Bir Mevlid-i Nebi Gecesini daha geride bıraktık. Mevlid-i Nebi’yi içine alan haftayı ise bu yıl “Peygamberimiz ve Vefa Toplumu” temasıyla idrak etmeye devam ediyoruz. Geliniz, bugünkü hutbemizde âlemlere rahmet olarak gönderilen Sevgili Peygamberimizin hayatından vefa örneklerini yeniden hatırlayalım.
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Önümüzdeki Pazar’ı Pazartesiye bağlayan gece, Mevlid-i Nebi’dir. İslam’ın tebliğcisi, hak ve hakikatin temsilcisi, dünya ve ahiretin efendisi, rehberimiz, en güzel örneğimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’in dünyayı teşriflerinin yıl dönümüdür. Bizleri bu mübarek geceye ulaştıran Yüce Rabbimize sonsuz hamd ü sena, ümmeti olmakla müşerref olduğumuz Peygamber Efendimize, âline ve ashabına salât ve selam olsun.
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Asr-ı saadette bir adam telaşlı bir şekilde Mescid-i Nebevî’ye girdi ve gür sesiyle Peygamberimize “Ey Allah’ın Resûlü, kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Ashâb-ı kirâm, ona susmasını işaret ettiyse de o, aynı soruyu sesini alçaltmadan üç defa tekrarladı. Resûl-i Ekrem (s.a.s), önce namazı kıldırdı, sonra da “Kıyametin ne zaman kopacağını soran kişi nerede?” diye sordu. Adam, “Benim, Yâ Resûlallah.” diye cevap verdi. Peygamberimiz, “Peki sen kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Soruyu soran kişi bu defa “Benim çok fazla amelim yok. Fakat ben, Allah ve Resûlü’nü gerçekten çok seviyorum.” deyince, Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyurdu: “Kişi sevdiğiyle beraberdir, sen de sevdiğinle beraber olacaksın.” Böylelikle Allah Resûlü (s.a.s), kıyametin ne zaman kopacağıyla ilgilenilmesinden ziyade ahiret için hazırlık yapılmasını ümmetine hatırlatmıştır.
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Asr-ı saadette Mescid-i Nebevî’nin bakım ve temizliğiyle ilgilenen bir kadın vardı. Allah Resûlü (s.a.s) bu kadını göremeyince merak edip sahabeye sordu. Ashâb-ı kiram, kadının vefat ettiğini söyledi. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Bana niçin haber vermediniz?” buyurarak üzüntüsünü dile getirdi. Ardından o kadının kabrine gitti, cenaze namazını kıldı ve ona dua etti. Resûl-i Ekrem (s.a.s)’in bu davranışı, Allah’ın mescitlerine hizmet edenlere vefa gösterilmesinin ne kadar da güzel bir örneğidir.
Detay
    
Muhterem Müslümanlar! Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir defasında ashabına, “Öyle bir ayet biliyorum ki, eğer insanlar ona sarılsalar, hepsine yeter.” buyurdu. Ardından şu ayet-i kerimeyi okudu: “Kim Allah’a karşı takva bilinci içerisinde olursa Allah da ona bir çıkış yolu ihsan eder.” Allah Resûlü (s.a.s), bu sözüyle her türlü sıkıntı ve zorluktan kurtulmanın, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmanın yolunu bizlere öğretmiştir ki o yol, takvadır.
Detay